Teshura AI, yaratıcı endüstrilerde yapay zekanın rolünü yeniden tanımlamayı hedefleyen yeni nesil bir üretim platformu olarak konumlanıyor. Film, oyun, animasyon ve dijital müze dünyalarını tek bir üretim hattında buluşturan bu vizyonun arkasındaki isimlerden biri de Paris Nikolas Sözbilir.
Teshura AI’nin küresel açılımı, yaratıcılar için ne anlama geliyor, yapay zeka destekli üretim gelecekte nasıl bir ekosistem yaratacak ve bu teknoloji bağımsız stüdyoların kaderini nasıl değiştirecek?
Bu soruların cevaplarını, Paris Nikolas Sözbilir ile gerçekleştirdiğimiz bu özel söyleşide arıyoruz.
Soru & Cevap
Yapay zekayı insanlık tarihinde hangi kırılma noktasına benzetiyorsunuz: matbaa mı, buhar makinesi mi, internet mi, yoksa bambaşka bir şey mi?
Aslında bunu ateşin kontrol altına alınmasına benzetiyorum. Buradaki ateş, yapay zekânın en temel yapı taşı olan veriyi temsil ediyor. Günümüzdeki üretken yapay zekâ sistemleri, kendi modellerinin içine gömülü, milyarlarca hatta trilyonlarca parametreden oluşan devasa veri setleri barındırıyor. Ancak veri, tek başına tıpkı odun gibi; potansiyel taşıyor ama kendi hâline bırakıldığında hareketsiz duruyor. Hesaplama gücü ise o ateşi gerçekten yakan unsur. Bir yapay zekâ ile etkileşime geçtiğiniz anda, adeta bir fitili tutuşturur gibi, küçük bir kıvılcım yaratarak veriden doğan ateşi yakmış oluyorsunuz. Buradaki asıl kırılma noktası ise insanlığın, ateşten sonra ilk kez doğrusal artmayan bir gücü kontrol edebilmesi. Çok küçük bir etkileşimle, orantısız derecede büyük bir etki yaratabilme kapasitesi.
Bugün yaşadığımız AI patlaması sizce bir teknoloji devrimi mi, yoksa bir bilinç ve iktidar dönüşümü mü? İnsanlık ilk kez kendi zihinsel gücüne rakip bir varlık mı üretiyor?
Teknolojik açıdan bakıldığında işin “devrim” kısmının aslında çoktan geride kaldığını düşünüyorum. Burada yaklaşık 30–40 yıl önce ortaya çıkan ve “AI” olarak adlandırılan ilk algoritmalardan söz ediyorum. Yapay zekâ, teknolojinin içinde her zaman vardı ve her zaman da satılabilirliği yüksek bir kavram oldu. Bunun en net örneklerinden biri olarak retro oyunlardaki NPC AI sistemlerini gösterebiliriz. Onlar da yapay zekâydı; çünkü teknik tanımıyla yapay zekâ, temelde kompleks bir algoritma yığınıdır. Generative AI da sanıldığı gibi tamamen yeni bir olgu değil. Yaklaşık 10–15 yıl öncesinde tanımlanmış, üzerinde akademik ve endüstriyel çalışmalar yürütülen bir teknolojiydi. Bu teknolojinin o zaman değil de bugün “patlamış” gibi görünmesinin asıl nedeni, erişilebilir olmamasıydı. Ne zamanki bilgisayarlar yalnızca onları üreten mühendislerin kullandığı, siyah bir ekrana kod yazmaktan ibaret araçlar olmaktan çıkıp; arayüzlere sahip, ortalama insan tarafından kullanılabilir sistemlere dönüştü, işte benzer bir eşik bugün generative AI için aşıldı. Yapay zekâya bir arayüz kazandırıldı.
Buradaki devrimsel olan şey, teknolojinin kendisi değil; bilişsel emeğin kitlesel ölçekte demokratikleşmesidir. Bugün yaşadığımız şeyi bir “AI patlaması”ndan ziyade bir “AI balonu” olarak tanımlamak daha doğru olabilir. “AI-destekli” etiketinin, bu desteğin ne işe yaradığı tam olarak anlaşılmadan ürünlere yapıştırıldığı bir dönemden geçiyoruz. Örneğin üzerinde “AI-destekli” etiketi bulunan bir kalem düşünelim. Aynı fiyat bandında, aynı işlevi gören ama bu etiketi taşımayan başka bir kalem, sanki eksikmiş gibi algılanıyor. Bu noktada artık bilinçten ve algıdan söz etmek gerekiyor.
Evet, piyasada ortaya çıkan, şu an çıkan ve ileride çıkacak ürünlerin algısına dair ciddi bir dönüşüm yaşanıyor. Bugün bir yazılım ürünüyle yatırımcının karşısına çıktığınızda sizi dikkatle dinliyor ve toplantının sonunda genellikle şu soruyu soruyor: “Peki, AI var mı?” Çünkü toplumda AI artık mükemmellik ile eş anlamlı hale gelmiş durumda. Herkesin ulaşmak istediği ve her şeyde beklediği şey de aslında bu: mükemmellik. Ben insanlığın kendi zihinsel gücüne sahip bir varlık üretmediğini değil, bunu zaten ürettiğini düşünüyorum. Generative AI’ların sadece bir türü olan LLM’ler bile bir yazılımcının asla yazamayacağı hızda kod üretebiliyor, bir yazarın yakalayamayacağı bir akıcılıkla metin yazabiliyor ve insanların konuştuğu dilleri; gerek gramer yapısı gerek noktalama açısından çoğu zaman insanlardan daha iyi kullanabiliyor. Bunu da aslında çok temel bir yöntemle yapıyor: desen tanıma. Mevcut örüntülere bakarak bir sonraki en olası, en “ideal” çıktıyı tahmin ediyor. Sadece bu yöntemle bile yapay zekâ, ortalama bir insana kıyasla linguistik ve sembolik düşünmede daha yüksek bir performans sergiliyor. Biz insanlar olarak, bilinç sahibi olmadan bizi tanımladığını düşündüğümüz pek çok şeyi bizden daha iyi yapabilen bir varlık ortaya koyduk. Ve bu varlık, insan düşüncesinin ne kadar büyük bir bölümünün aslında desen tanımaya dayandığını görünür kıldı.
Bu yüzden burada asıl dönüşüm zekâda değil, otoritede yaşanıyor. Çünkü “AI-destekli” demek, giderek “doğruya daha yakın” demek haline geliyor. Bu da bilginin kim tarafından üretildiğinden çok, kim tarafından doğrulandığına dair ciddi bir iktidar kaymasını beraberinde getiriyor.
Generative AI girişimi olan Teshura.AI’yı tanıttınız ve bu platformun arkasındaki isimlerden birisiniz. Teshura.AI ile neler yapılabilir?
Gerçekçi olmak gerekirse, Teshura AI’ı generative yapay zekâları deneysel bir oyuncak olmaktan çıkarıp, doğrudan üretim hattının bir parçası haline getirmek amacıyla kurduk. İlk ürünümüz olan Teshura 3D, oyun içi gerçek zamanlı asset üretimi fikrinden doğan bir çözüm. Dışarıdan bakıldığında basit bir text-to-3D yapay zekâ gibi görülebilir; ancak Teshura 3D’yi asıl farklılaştıran şey, Unity, Unreal ve Godot gibi oyun motorlarına doğrudan entegre olabilen pipeline yapısıdır. Bu sayede bir oyun içerisinde, bir kullanıcı tarafından 3D model üretilip, gerçek zamanlı olarak oyuna aktarılabilir ve anında kullanılabilir hale gelir.
Bu sistemin tutarlılığını sağlamak için Teshura 3D’nin altyapısında “Arşiv Odası” adını verdiğimiz özel bir yapı bulunuyor. Arşiv Odası, üretilecek 3D modellerin referans aldığı görselleri ve çizimleri barındırır. Bu yapı aynı zamanda bizim “Train On Your Data” yaklaşımımızın da kilit noktasıdır. Çünkü 3D modeli üreten yapay zekâ, kaynak olarak yalnızca Arşiv Odası’nda tanımlanan veri setini kullanır. Böylece generative AI’ların ortaya çıkışıyla birlikte neredeyse tüm yapay zekâ ürünlerinin karşılaştığı telif ve veri sahipliği problemi, Teshura özelinde yapısal olarak çözülmüş olur.
Geliştiriciler için, Teshura 3D aracılığıyla üretilen 3D modelleri Arşiv Odası kapsamı içinde sınırlandırmak mümkündür. Teshura AI’ın tüm kullanıcıların faydalanabilmesi için sunduğu, zengin içerikli ortak bir Arşiv Odası bulunduğu gibi; talep edilmesi halinde geliştiricilerin tamamen kendi kontrolünde yöneteceği Özel Arşiv Odaları da açılabilmektedir. Buna ek olarak, kullanıcılar Teshura 3D ile ürettikleri modelleri, platform genelinde kurduğumuz marketplace üzerinden satışa sunabilmektedir. Bunların yanı sıra, platform adına sürpriz niteliğinde yeni modüller üzerinde de çalışıyoruz. Teshura Video, film ve sinema endüstrisine doğrudan entegre olacak yenilikçi bir video-generation modülü olarak konumlanırken; Teshura Worldbuilding ise bugüne kadar ortaya koyduğumuz tüm üretimleri bir araya getiren, yapay zekâ destekli “sanal dünya” oluşturma vizyonunun merkezinde yer alıyor.
Kısaca özetlemek gerekirse, Teshura AI, deneysel amaçlarla geliştirilen yapay zekâ ürünlerinin aksine; pazarlama aşamasına hazır, üretilebilir çıktılar sunan ve bu çıktıları kendi başına kompleks iş akışlarına entegre edebilen çözümler üretmeye odaklanan bir platformdur.
Yapay zeka sanat üretmeye başladığında, sanat hala “insana” mı aittir? AI ile üretilen bir filmin, senaryonun veya görsel dünyanın gerçek sahibi kimdir?
Sanatın aidiyeti konusunda AI'yı bence eseri üretmekte kullanılan bir aletten fazla görmemek gerekir. Evet, günümüzde kullanılan yapay zekaların hemen hepsinin içinde telif haklarına tabi yazılı metinler, makaleler, romanlar, senaryolar, çizimler, tablolar, görseller ve daha birçok eser yer almaktadır. Evet, bu gerek yasal gerek etik açıdan ciddi bir sorun. Ve tabii Teshura AI'ın çözüm ürettiği sorunlardan sadece biri. Ama burada yapılan ihlal daha çok, yapay zekanın eğitimi sırasında yapılmıştır; kullanımı değil. Çünkü ben bir ressam olarak Picasso'nun stiline zihnen hakim olduğumda, yapay zeka kullanmadan da onun eserlerini çağrıştıran bir resim yapabilirim. Tabii yapay zekanın burada sebep olduğu şey, ilk olarak bunu yapmak için bir ressam olmama gerek yok; ikincisi, tuvalin karşısında haftalarımı vermeme gerek yok, saniyeler içerisinde bir çıktı alabilirim. Burada bence odaklanılması gereken mevzu, aslında insanlığın sanat tarihi boyunca süren kavgalardan biri olan, ilk kim yaptı değil de fikrin kime ait olduğudur. Resmi insan yapmadı, yapay zeka yaptı dediğimizde de yapay zeka da işte burada kaybediyor. Çünkü yapay zeka ister kısa bir hikaye yazsın ister uzun metraj film üretsin; bunu ona promptlayacak kişi olan insan. Yapay zeka sadece bunu gerçekleştirme sürecini absürt derecede kolaylaştıran bir alettir. Nasılsa bir resim ortaya çıktığı zaman, fırçaya ait değilse; bir senaryo yazıldığında bu bir klavyeye veya belge yazılımına ait değilse veya bir film çekildiğinde bu kameraya ait değilse; yapay zekanın ürettiği sanat, yapay zekaya ait değildir. Fikir insana ait olduğu sürece, sanat da insanındır.
Teshura.AI ayrıca Training On Your Data ile telif sorunlarını da öngörüyor ve çözüm üretiyor. Sizce önümüzdeki 10 yılda telif hakkı kavramı çökecek mi, dönüşecek mi?
Ben bir sanatçı veya içerik üreticisiysem, hiçbir şirket benden izinsiz bir şekilde içeriğimi yapay zeka eğitimi için kullanmamalıdır. Bu, günümüzdeki her bir sanatçı ve üreticinin sahip olması gereken, ilkesel anlamda çok net bir çizgidir. Ama buradaki asıl mesele zaten evrendeki olasılıklar zincirine bakıp her türlü yoldan kar etmeye bakan şirketler değil, onları denetleyen kanunlardır. Dünya genelinde 20. yüzyılda yazılmış olan telif hakkı yasaları, 21. yüzyılın üretken sistemleriyle baş edemez niteliktedir. Zamanında internetin yaygınlaşması bile telifle ilgili sorunlar çıkarmıştır. Çünkü internetle beraber kopyalamak artık otomatikleşmişti ve günümüzdeki yapay zekanın ölçeğinde bu, artık kopyalamanın da değil, üretmenin otomatikleştiği bir dünya var demek. Bu yüzden önümüzdeki 10 yıl içerisinde telif hakkının tamamen çökeceğini değil, temelden dönüşeceğini düşünüyorum. Telif artık “bu kopya kime ait” sorusundan çok, “bu veri nerede, ne amaçla, hangi sınırlar içerisinde kullanıldı” sorusuna evrilecek. Statik lisanların yerini de, programlanabilir haklar alacak. Biz Teshura AI’da “Train On Your Data” politikası ile telifi sonradan tartışılan bir problem olarak değil, en başta tasarıma gömülmesi gereken bir kısıt olarak görüyoruz. Çünkü daha öncesinde çıkmış her deneysel teknoloji için olduğu gibi, üretken yapay zeka için de regülasyonlar gelecek, bu kaçınılmaz. Ve bunu ciddiye almayan sistemler, ister istemez hukuki ve kültürel sorunlarla karşı karşıya gelecek.
Teshura.ai gibi üretim odaklı platformlar, sanatçıyı özgürleştirir mi yoksa daha görünmez mi yapar?
Bu soru çok yönlü olduğu için aslında iki ayrı cevabı var. Teshura AI gibi, içinde çok sayıda kullanıcının neredeyse sonsuz olasılıkta içerik üretebildiği ve piyasaya beklenmedik ölçekte arz sağlayabilen bir platformun varlığı sonucunda, eğer bir sanatçı görünmez hale geliyorsa, burada suçu doğrudan yapay zekâya atmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Nihayetinde yapay zekâ bir araçtır; o aracı kullanan ise insandır.
Bir sanatçıdan ya da “işi elinden alınıyor” denilen herhangi bir meslek grubundan söz ettiğimizde, o kişiyi görünmez kılan ya da işini elinden alan şey yapay zekânın kendisi değil; yapay zekâyı daha doğru, daha etkili ve daha stratejik kullanan başka bir insandır. Özellikle üretken yapay zekâ, otonom bir yapı değildir. Üretmesi için mutlaka başında bir insanın niyetine, yönlendirmesine ve kararlarına ihtiyaç duyar. Bu yüzden yakın vadede olmasa bile, uzun vadede yapay zekâyı kullanan sanatçıların, kullanmayanların büyük bir kısmının yerini alacağını öngörmek zor değil. Tıpkı geçmişte pek çok meslekte olduğu gibi.
Peki, “Sanatını yapay zekâya yaptıran bir sanatçı yaratıcı mıdır?” diye sorarsanız, buna cevabım şu olur: Yaratıcılık üretmek değildir. Yaratıcılık bir niyettir. Bir sorudan doğar, bir seçimle şekillenir. Üretim yükünü sırtlanmak zorunda olmayan bir insan, fikre ve büyük resme çok daha fazla odaklanabilir. Ve bana göre bir sanatçının sahip olabileceği en önemli şey, o fikri hayata geçirebilecek yaratıcılığı üzerindeki sorumluluğunu üstlenmesidir.
Bir gün yapay zeka “kendi estetik zevkine” sahip olabilir mi? Uzun vadede Teshura.AI için böyle bir şey hayal ediyor musunuz?
Kesinlikle. Estetik zevk konusu bizim Teshura AI’da sadece hayalini kurduğumuz bir şey değil, zaten üzerinde çalıştığımız bir şey. Günümüz yapay zekaları aslında tek bir şeye bakar, o da verilen prompt’a göre doğru olduğu tahmin edilen bir cevap, bir çıktı. Yapay zekalar size bir cevap verirken bunun bilimsel tutarlılığına bakmaz, etik veya ahlaki değerlere çok takılmaz (yasal anlamda sorun çıkaracak şeyleri filtreleyen ayrı sistemler vardır), ve bunun sizin için doğru olup olmadığına, veya sizde ne gibi duygular oluşturduğuna da bakmaz. Çıktı bir görsel ise, görseldeki bir cisim gerçeğine ne kadar benziyor diye sorgulamaz. Her şey zaten veri setinde vardır, ve veri seti kanundur. Bir yapay zekanın veri seti 1+1’in 3 olduğunu söylüyorsa siz ne derseniz diyin, o size 3 der. Bunları aslında birer eksik, hatta birer sorun olarak ele aldığımızda, çözüm olarak aslında yapay zekanın bunları sorgulamasını sağlamamız gerekir. Bu böyledir demesini değil de acaba demesini öğretmemiz gerekir. Ne zamanki yapay zekaya, kendini sunduğu çıktılar üzerinden kendini sorgulamayı öğretirsek, işte o zaman yapay zeka bir estetik zevke sahip olur. Bizim Teshura AI’da amaçladığımız şey, “böyle” olması gerektiğini düşündüğü için ortaya çıktı atan bir yapay zeka değil de, gerçekten kullanıcının istediğini sunan bir yapay zeka geliştirmektir.
Teshura.AI gibi sistemler, Hollywood veya büyük oyun stüdyolarının gücünü dağıtabilir mi? Bağımsız bir film yapımcısı veya oyun geliştiricisi için AI tabanlı üretim neyi kökten değiştiriyor?
Hollywood ve büyük oyun stüdyoları gibi yapıların aslında büyük olmalarının en öncelikli sebebi, yetiştirmeye çalıştıkları üretim hatları için sahip oldukları insan gücüdür. Büyük bir yapımcı veya stüdyo, sahip olduğu insan gücü ve sermaye ile aslında ürettiği her ürünü, bağımsız bir yapıya oranla daha düşük eforla üretir. Çünkü bağımsız bir prodüksiyon şirketi, kendi açısından büyük bir filmi yapmak için batma eşiğinden dönebilir. Bir sektör devi ise büyük bir umutla ürettiği filmden onlarca milyon zarar ederek buna sıradan bir gün der. İşte AI tabanlı üretim burada devreye giriyor. Düşük maliyetle, insan gücü bile gerektirmeden, büyük işleri gerçekleştirmek. Çok da uzak olmayan bir gelecekte üretim hattının çoğu, hatta tamamı, yapay zeka tabanlı olan bağımsız yapıları, sektör devlerine kafa tutarken göreceğimizi düşünüyorum.
Kültürel hafızamız (filmler, hikayeler, mitler) AI tarafından eğitildiğinde neye dönüşür?
Bu soruyu gerçekten takdir ediyorum. Çünkü diğerlerinin aksine burada okuyucu için bahsedilmesi gereken şey, düşünüldüğünden daha derin ve rahatsız edici. İlk önce kültürel hafıza dediğimizde mitler, tanrılar, kahramanlar, canavarlar; tiplemeler, iyiler, kötüler; hikayelerdeki etik değerler, prensipler… Bunlar bizim bir topluluk, insanlık olarak, kendimizi nasıl hatırladığımızdır. Tabii belgelenmiş gerçekler değil, bir anlam örüntüsü şeklinde. Ve bir yapay zekayı kültürel hafızayla eğittiğimizde, yapay zeka onu anlamaz, sıkıştırır. Hikayeler olasılık dağıtımlarına dönüşür, tiplemeler vektörlere, felsefi anlamlar da istatistik düzenliliklere dönüşür. Bu da normalde “yaşayan” hikayeleri alıp, tekrar tekrar kullanılabilen taslaklara, birbirinin kopyası olan sonsuz varyantlara ve hiç de yabancı gelmeyen çıktılara dönüştürür. Çünkü yapay zeka geldiği yere bir döngü getirir: insanlar kültür üretmişlerdir, yapay zekayı kültürle eğitirler, yapay zeka kültür üretmeye başlar, insanlar yapay zekanın ürettiği kültürü tüketmeye başlar, yapay zeka bu sefer tüketimle eğitilir. Bu da istatistiğin kanunları gereği zamanla kültürün normalizasyona uğramasına yani düzleşmesine, gevşemesine neden olur. Çünkü ortalamalar her seferinde uç değerleri domine eder. Sırf bu yüzden bir LLM’e yazdırılan bir hikaye içerik bakımından “doğrudur”, yapısal anlamda da sağlamdır. Ama aynı zamanda ruhsuzdur, ve insana bir deneyim sunmaz, en fazla bir deneyimin yankısıdır. Bundan da bahsettikten sonra şunu söylemem gerekir: Kısıtlamasız geri besleme döngüleriyle beslenen üretken sistemler kültürü tekdüzeleştirir. İşte bu yüzden, bunu yapmaktan kaçınan sistemler tasarlamalıyız.
İnsanlığın AI ile ilişkisi “Prometheus hikayesi”ne benziyor. Geleceğin filmleri insanlar için mi yoksa AI’lar için mi yapılacak?
Prometheus hikayesi burada çok yerinde bir metafor. Mesele ateşi kimin kullandığı değil, ateşin neyi şekillendirdiği. Geleceğin filmlerinin yapay zekalar için yapılacağını düşünmüyorum. Çünkü yapay zeka bir izleyici değildir; deneyimi yoktur, anlam kurmaz. Ama ihtimaller dahilinde sinsi bir durum var ki, o da filmler giderek yapay zekanın ölçtüğü, optimize ettiği ve ödüllendirdiği şeylere göre yapılmaya başlanabilir. Yani filmler insanlar tarafından izlenmeye devam edecek, ama kararları insanlar vermeyebilir. Hangi senaryonun finanse edileceği, hangi anlatının “riskli” sayılacağı, hangi duygunun fazla uç olduğu… Bunlar giderek istatistiksel sistemler tarafından filtrelenebilir. Prometheus’un cezası da buydu zaten: Ateşi aldı ama bedelini, ateşin kurduğu yeni düzenle ödedi. Yapay zeka da insan yaratıcılığını yok etmeyecek; ama onu, fark ettirmeden, daha güvenli ve daha ortalama bir yere itme riski taşıyor.
Gamizm’in Röportaj Ekibi, geliştiricilerden yayıncılara ve e-spor profesyonellerine kadar sektörün önde gelen isimleriyle 50’yi aşkın derin görüşme gerçekleştirmiştir. Her röportaj öncesi kapsamlı araştırma yapar, soruları nabza göre belirler ve içerikleri yazılı-sesli-video formatlarında sunar; yayımlanmadan önce onay alarak doğruluk standardını korur.
Uzmanlık: Oyun Sektörü Röportajları • Geliştirici Görüşmeleri • E-spor Ekosistemi • Sektör Analizi
Yorumlar
İlk yorumu siz yazın!
Yanıt: —